in

Trajedi ve Komedinin Tehlikeli Subjektivitesi: Joker Film Eleştirisi

Trajedi ve Komedinin Tehlikeli Subjektivitesi: Joker Film Eleştirisi
Trajedi ve Komedinin Tehlikeli Subjektivitesi: Joker Film Eleştirisi

Sinemaya olan rağbetin giderek gözle görülür bir biçimde azaldığı 2019 senesinde Joker gişelerde sonbaharı şenlendiredursun, Todd Philips’in yönetmen koltuğunda oturduğu ve Joaquin Phoenix’in ona muhtemelen Oscar heykelciğini kazandıracak olağanüstülükte bir oyunculuk sergilediği Joker filmine dair söyleyecek birkaç yüz çift lafımız var.

DC Comics’in popüler kültüre meze olmuş kahramanı, Gotham şehrinin koruyucusu Batman,-nam-ı öteki Bruce Wayne’in azılı düşmanlarından olan Joker karakterini Amerikan sinemasında bugüne dek birçok aktör canlandırdı. 2008 yapımı Dark Knight’ta Gotham’ı, yönetmen Christopher Nolan’ın zamanın ötesideki perspektifiyle izlerken filmde üstelik Heath Ledger’ın unutulmaz Joker performansına çakılı kalmıştık. Film vizyona girer girmez, Ledger’ın asap bozucu derecede realist oyunculuğu göze çarpmış ve ünlü aktör için benzer şu sıralar Phoenix için söylendiği gibi, “Oscar bu sene Ledger’ın olacak” tahminleri yürütülmeye başlanmıştı. Böylece de oldu. Ama Ledger trajik bir biçimde, ilk Oscar’ını kucaklayamadan aramızdan ayrıldı.

Hangover serisi ve Borat gibi sevilen Amerikan komedi filmlerinin yönetmenliğini yapmış Todd Philips, 2019 yapımı Joker’in yönetmenliğini ve Scott Silver’la birlikte senaristliğini üstleniyor. Yönetmenin önceki projelerine bakıldığında nasıl bir Joker yorumu izleyeceğimizden çok da emin olamasak da, filmi izledikten ve komediyle trajedinin tanımlarının ne dek subjektif meseleler olduğunu sorguladıktan sonradan Todd Philips, Joker’in yönetmeni ve benzeyen-senaristi olarak, filmin kendisi gibi ironik bir seçim olmuş. Joaquin Phoenix’se canlandırdığı Arthur Fleck-Joker (Şakacı) karakteriyle metot oyunculuğu dersi verip olağan olanı sorgulatıyor. Aktörün film için verdiği 26.5 kilo -ancak daha önce Christian Bale The Machinist ve Matthew McConaughey Dallas Buyers Club filmleri için bu denli fiziksel şartların değişmesi geçirmişti- ve role hazırlanırken verdiği mucizevi psikolojik mücadele, öyle görünüyor oysa Suçun Palyaço Kralı Joker’in inandırıcılığını bir hayli beslemiş. Phoenix’in detaylı ön çalışmasının yanı sıra; kariyerinde daha önceleri canlandırdığı rollerin de kendisini Joker’i canlandırmaya hazırladığı söylenebilir. Aktör Gladiator, Walk the Line ve The Master filmleriyle Oscar’a aday olduğunda da epeyce tehlikeli ve suça meyilli bireyleri canlandırmıştı. Filmin oyuncu kadrosunda Joaquin Phoenix’in yanına Robert De Niro ve Zazie Beets gibi oyuncular da yer alıyor.

Filmi demin izlememiş olanları uyaralım. Joker iyi giden bir günü mahvedebilecek derecede karanlık, trajik ve devasız bir film. Annesiyle birlikte fakirlik içinde yaşamış, orta yaşlarında bir palyaço olan Arthur Fleck, felakete uğramış olduğu ve histerik kahkahalarını teftiş edememesine sebep olan psikolojik rahatsızlığı nedeniyle işinde, evinde ve sokakta kesintisiz zorbalığa uğramaktadır. Naiflikle toplumun baskılarına karşı gelmeye çalışan, sinir hastalığı nöbetlerini bu şekilde bastırmaya çabalayan Arthur için her geçen gün tahammül etmek daha da zorlaşmaktadır. Toplumla barışmaya çalışsa da topluma karışamayan Arthur, yalnızca anlaşılmak istemektedir. Yetim büyüyen bir çocuk olduğu için idol olarak gördüğü erkek figürlere takıntılı bir güven ve sevgi besler. Fakat kafasında kurduğu dünyayla reel dünyanın gri ve tozlu renklerinin arasındaki uçurum onu günden güne daha artı hayal kırıklığına uğratacaktır. İçinde büyüdüğü hiçbir sosyal çevre onu olduğu gibi kabul etmemektedir. 

Kitle psikolojisi üstüne derin düşüncelere dalarak izlediğimiz filmde, toplumun bireylerince yaratılmış layık yargılarıyla sorgulanan bireylerin, hele bir de denetleme edemedikleri psikolojik rahatsızlıklara sahipler ya da buna yatkınlarsa, yine benzer toplum eliyle ne ışık halkası gelebileceğini sorguluyorsunuz. Gotham gibi kurgusal bir şehirde ve fazla da bilinmez-fakat tahayyül edilebilen- bir zamanda geçen film, bu yönüyle etliye sütlüye karışmıyor gibi dursa da, hangi perspektiften bakılırsa bakılsın derin bir sosyal eleştiri barındırıyor. Kalabalıklar içinde görünmediğini hisseden bir adamın,hatalı motivasyonlarla da olsa, kendisini görmezden gelen toplumu cezalandırma aracılığıyla görünür olduğunu sezdikten sonradan, tiksinmeye başladığı toplumun kabul ettiği düzeni hiçe sayan anarşist bir katile dönüşmesi gözlerimizin önünde o kadar apaçık gerçekleşiyor oysa, insan evrensel felaket ve komedinin sınırlarını sorguluyor.

Filmde iyiler de kötüler de değil esasında, filmi rahatsız edici derecede gerçekçi yapan biraz da bu. Gerçek hayatta da iyiler aralıksız yardımcı ve kötüler aralıksız zalim yok ya… Gotham’da her şey zıvanadan çıkmış ve toplumda zaten bir curcuna hakimken, kendisini ezilen çoğunluklara Joker olarak tanıtan ve ezilen kesimin haklarını onlar adına savunan bir figür, fitili kolaylıkla ateşliyor. Annesinin sürekli gülmeyi öğütlediği, lakin katiyen bütün olarak mutlu olamamasına sebep olan travmatik çocukluğunun kurbanı olan Arthur Fleck, boyun eğerek değil olacağına, baş kaldırarak var oluyor. Hayatının bir trajedidense bir komedi olduğunu söylediği sahneden sonra Arthur, artık geri dönülemez şekilde kabuk değiştiriyor-ya da kendisine soracak olursak kabuğundan çıkıyor-. 

Bunun yanına filmin durum örgüsünün tırmanışı oldukça uygun. Kimi eleştirilerin konusu olan; ilk yarının fazlaca durgun olduğu konusuna gelecek olursak da fikrimizce bu, filmin doğası gereği yavaşça zirvesine tırmanmasının gerekliliğindendi. İlk yarıda karakterin yaşadığı ikilemleri, anlaşılabilseydi olabileceği kişiyi, onlarca kere sabırla kendisini kabul ettirmeyi denemesini izledik ve böylece Joker gibi, her gün karşılaşamayacağımız bir karakterin bahaneler üretmeden nasıl böyle birine dönüştüğüne ikna olduk. Bu Nedenle filmin sonunda Joker’in, şakalarını kimsenin anlamayacağını düşünerek kendisine saklamayı seçmesini anlamlandırabildik.Filmin İzlandalı müzisyen Hildur Gudnadóttir’e ait olan ve Arthur’un kafasının içi gibi kaotik ve mutlu mu mutsuz mu belirsiz müzikleri de Joker’in bahsetmeden geçemeyeceğimiz soslarından biriydi. Filmin puslu renkleriyle birleşince karakterler sussa bile konuşan müzikler akılda kalıcıydı. 

Seyirciler ve eleştirmenler filmin belirlemek istediği mesajın erdemine dair ikiye ayrılmış olsa da, Joker’in başarısı sanırız seyircileri o kadar ya da böyle soluksuz bırakmayı başarmış, kurgusu ve karakter örgüsü adaleli, Arthur’un kafasının içi gibi kaotik ve güzel müziklere ve görüntülere sahip, iyi düşünülmüş bir film olmasında. Ayrı olanı bağrına basacağına dışarı atan toplumun yarattığı yıkıcı etki, Joker’in sanrılarında kurguladığı dünyada yaşamak istememize sebep oluyor. 

 

7.5/10

Livaze Gül Erişti

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arka Sokaklar 542. Bölüm Fragmanı

Arka Sokaklar 542. Bölüm Fragmanı

Alternatif Sonlu, Western Soslu Bir Tarantino Anlatısı: Once Upon a Time in Hollywood Film Eleştirisi

Alternatif Sonlu, Western Soslu Bir Tarantino Anlatısı: Once Upon a Time in Hollywood Film Eleştirisi