in

Alternatif Sonlu, Western Soslu Bir Tarantino Anlatısı: Once Upon a Time in Hollywood Film Eleştirisi

Alternatif Sonlu, Western Soslu Bir Tarantino Anlatısı: Once Upon a Time in Hollywood Film Eleştirisi
Alternatif Sonlu, Western Soslu Bir Tarantino Anlatısı: Once Upon a Time in Hollywood Film Eleştirisi

Dikkat: Filme dair spoiler içerir.

Bilenler bilir. Quentin Tarantino çektiği kara mizaha doyuran, toplumun “kaybedenler kulübüne” mensup karakterlerinin iyi diyaloglarlarıyla bezeli ve şiddet içerikli filmleriyle sinemaya “Tarantinovari / Tarantinesk” terimini kazandıran bir yönetmen. Kariyeri her tarafında 10 adet uzun metrajlı film çekeceğini söyleyen meşhur yönetmenin 9. filmi Once Upon a Time in Hollywood’sa haliyle, konusu ve yıldızlarla batmış kadrosu açıklandığı andan itibaren sinema camiasında dev bir coşku ve beklenti yarattı. Peki, Tarantino’nun bir önceki filmi Hateful Eight’deri bu yana geçen 4 yıl de dahil almak üzere 5 senede tamamladığını söylediği senaryosuyla, en bireysel filmi olarak tanımladığı Once Upon a Time in Hollywood beklentilerimizi fiilen karşıladı mı? 

Çağımızın şüphesiz en sansasyonel yönetmenlerinden biri olan Quentin Tarantino’nun seveni kadar sevmeyeni de çoktur. Ama Pulp Fiction (1994), Reservoir Dogs (1992) ve Inglourious Basterds (2009) gibi kült ve bol ödüllü filmlere imza atan yönetmenin kaleminin ve perspektifinin sinemadaki ezberleri bozduğu bir reel. Kendisini post-modernist sinemanın yapıbozum ustalarından biri olarak tanımlayanlar olduğu gibi (çoğu filminde reel olayları konu alıp gidişatı gerçeğinden bambaşka kurguladığı için), yarattığı paralel sinematik evrende gerçeğinden öbür ve kara espri sosuyla sonlandırdığı olayların yapmacık, sapkın veya gereksiz olduğunu savunan seyircilerin de olması Tarantino’yu başarısız bir yönetmen yapmıyor elbette.  Trajediyle komediyi ustalıkla birleştirebilen bir yönetmen olan Tarantino’nun son filmi Once Upon A Time In Hollywood’sa yönetmenin ilk 8 filminin aksiyon batmış atmosferini her dakika yaşatmasa da, yönetmenin imza sahnelerini bünyesinde barındırıyor.

Leonardo DiCaprio, Brad Pitt, Margot Robbie, Al Pacino, Dakota Fanning, Emile Hirsch, Kurt Russell, Lena Dunham, Maya Hawke ve Austen Butler gibi manâlı isimleri kadrosunda bulunduran Once Upon a Time in Hollywood, 60’lı yılların Hollywood’unda geçiyor. 2. Dünya Savaşı ve Vietnam Savaşı’nın ertesinde, savaşın yarattığı yıkıma karşı çıkan jenerasyonun filizlendirdiği ve Hippiler olarak adlandırılan Çiçek Çocuklar’ın yoğunlukta olduğu dönemlerde geçen film, kariyerindeki düşüşle yüzleşmeye çalışan oyuncu Rick Dalton (DiCaprio) ve dublörü Cliff Booth’u (Pitt) merkezine alıyor. Filmde, Charles Manson’ın yönetiminde olan, dönemin sansasyonel tarikatınca işlenmiş Manson cinayetlerine de parmak basılıyor ve tarikatın ünlü kurbanlarından olan, meşhur yönetmen Roman Polanski’nin hamile eşi Sharon Tate’i de Margot Robbie canlandırıyor. Yeniden Tarantino filmlerinden alışık olduğumuz gibi filmde, çoğu tarihi element bir topta başarıyla eritilmiş böylece oysa, Sharon Tate ve Roman Polanski Rick Dalton’ın komşusu olarak karşımıza çıkıyor. 

Bilhassa başrolü paylaşan Leonardo DiCaprio ve Brad Pitt’in performanslarıyla devleştiği filmde, tanıtımlarda asgari DiCaprio ve Pitt dek ön planda olduğunu görsek de Margot Robbie’nin sahneleri epeyce arka planda kalıyor. Tarantino’nun anlatımına göre bu koşul bilinçli bir şekilde Sharon Tate ve Roman Polanski’yi, çok da olmayan iki başkarakterin de-Rick Dalton ve Cliff Booth- hayran olduğu bir ikon olarak konumlandırmak istemesindenmiş. Hatta Margot Robbie’nin Sharon Tate olarak sinema salonuna artan bir şekilde kendi filmini izlediği ve seyircinin tepkisini ölçtüğü sahnede, filmde Sharon Tate’i tekrar Tate’in canlandırması da bu anlamda bilinçli üretilmiş bir hareket. Quentin Tarantino –mış gibi yapmıyor, diğer bir realite kurguluyor. Sinemanın daha toz pembe bir paralel realite oluşturmada araç olarak kullanılması bizce oldukça makul bir tercih meselesi. Ve film de Tarantino’nun da deyişiyle “Hollywood’a yazılı bir aşk mektubu” olduğundan, gerçeklerle oynamayı seven Hollywood sinemasıyla da yapı olarak paralellikler taşıyor.

başkaca, geç 1960’ların Hollywood’unda, kariyerlerinde şiddet zamanlar yaşamış aktörlerin buhranlarına değinen filmin oyuncu seçiminde de ince elenip sık dokunduğu ortada. Leonardo DiCaprio ve Brad Pitt gibi kariyerlerinin altın yıllarını geride bırakan aktörleri bu rollerde izlemek, gerçeğe yakın bir deneyim sunuyor. Akıllıca bir döngüyleyse film hem bunu yaparken; ayrıca de Pitt ve DiCaprio bunu seyirciye yansıtmadan önce rollerini benimsemiş olacaklar ancak, gerçekçi oyunculuklarıyla da kariyerlerinin olgunluk dönemini gözler önüne serebiliyorlar. Tabiri caizse “Bizden geçmedi!” diyorlar.

Tarantino’nun, ola ki de bilinçli bir tercih olarak, yönetmenliğini birazcık daha geri plana koyduğu, film içinde bir film Once Upon a Time in Hollywood. Filmde karakterlerin bize söyleyeceği çok şey var lakin buna karşın, kurguda boşluklar mevcut. İç içe geçmesi gereken hikayeler pek artı esas karakter barındırıyor ancak, film bazı sekanslarda merkezini şaşırıyor. Spagetti Western filmlerinden etkilendiğini birçok kez dile getiren yönetmen Tarantino, Rick Dalton’ın yer aldığı Western türündeki filmleri oyuncunun buhranlarını yansıtmak için kullanırken, başlıca hikayeden kopuyor gibi. Kısacası Once Upon A Time in Hollywood’ta, 2010 yılında hayatını kaybeden ve Tarantino’nun birçok manâlı filminin kurgucusu olan editör Sally Menke’nin yokluğu hissediliyor. Seyircinin Quentin Tarantino’nun üçgenin taban olmayan kenarı fetişinden nasibini aldığı film, bu yönüyle de bir takım bazı sabırları zorluyor.

Filmin keyifli kısımlarına gelecek olursak, Tarantino’nun en iyi bildiği şey olan trajediden komedi yaratma dehasını kullandığı son sahneler, ritmi bir anda yükseltiyor. Cliff’in hippilerin kendisine verdiği afyonlu sigarayı içmeye karar verdiği gün, eve giren hippilerle kavga ettiği sahne kan revan içinde, gülünç bir karışıklık yaratıyor. Tarantino’nun Inglorious Bastards’ta Adolf Hitler’i öldürdüğü alternatif sona aynı bir biçimde, Rick Dalton’ın yaklaşık olarak bir cadı yakar gibi havuzunun ortasında lav silahıyla yaktığı tarikat üyesinin çığlıklarıysa hala garip bir gülümseme eşliğinde kulaklarımızda çınlıyor.

Kısacası film, yönetmenin Pulp Fiction ve Reservoir Dogs gibi filmleriyle derinlikli diyaloglar bakımından kıyaslanamaz olsa ve kurgu açısından önemli boşluklar barındırsa da, bireysel bir film olarak değerlendirildiğinde, Tarantino sinemasına aşina bir izleyici için neşe saçan bir seyir deneyimi yaşatıyor denebilir. Yerinde kullanılan müzikleri, oyunculukları ve alternatif bir gerçeği eline yüzüne bulaştırmadan tanım edebilmesi bakımından akılda kalacak olan Once Upon a Time in Hollywood, gerçekten başkarakterleri gibi kusurlu fakat empati yapılabilir bir üretim. 

 

6.5/10 

Livaze Gül Erişti

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Trajedi ve Komedinin Tehlikeli Subjektivitesi: Joker Film Eleştirisi

Trajedi ve Komedinin Tehlikeli Subjektivitesi: Joker Film Eleştirisi

Bir Ödev Bitiyor, Bir Diğeri Başlıyor: Spider Man: Far From Home Eleştirisi

Bir Ödev Bitiyor, Bir Diğeri Başlıyor: Spider Man: Far From Home Eleştirisi